DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI

 DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI

Kabotaj (fr. Cabotage), ülkenin kendi limanları arasında deniz taşımacılığı ve deniz ticareti konusundaki ayrıcalığıdır. Bu ayrıcalık ülkenin denizcilik sektörünü dış rekabete karşı korumakta, aynı zamanda ülke içinde deniz taşımacılığı altyapısını millî güvenlik bakımından gözetmeyi ve yoğun trafiğe sahip sularda deniz emniyetini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu amacın gerekliliği düşünüldüğünde gözler 30 Ekim 1918 günü Mondros’ta, HMS Agamemnon zırhlısında imzalanan ateşkesin maddelerine dönmelidir:

1-Çanakkale ve İstanbul boğazları İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilecektir. Bu boğazlar geçişe açılacak ve Karadeniz’e geçiş serbest olacaktır.

2- Sulara yerleştirilen mayın, torpido, kovan ve diğer engellerin yerleri İtilaf Devletleri’ne gösterilecek ve bunların kaldırılması için yardım edilecektir.

3-Karadeniz’e yerleştirilen mayınlar hakkında da gerekli bilgi İtilaf Devletleri’ne verilecektir.

5-İç güvenliği ve sınır güvenliğini sağlayan birlikler haricindeki bütün Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir. Türk ordularının ilerideki durumu ise İtilaf Devletleri tarafından Türk ordusuna danışılarak belirlenecektir.

6-Türklerin hâkimiyet gösterdiği sulardaki bütün savaş gemileri İtilaf Devletleri’ne verilecek ve bu gemiler belirlenen limanlarda gözaltında tutulacaktır.

8-Osmanlı Devleti’ne ait olan liman, demiryolu ve tersaneler İtilaf Devletleri’ne açılacak ve rahatça kullanabilecekler. Osmanlı gemileri bu devletlerin hizmeti altında olacaklar.

9-Osmanlı Hükümeti’ne ait olan tersane ve limanlardaki bakım onarımla ilgili araçlardan İtilaf Devletleri yararlanacaktır.

14-Mazot, yağ ve kömür rezervleri Türkiye’den alınacak ve bu maddeler kesinlikle ihraç edilmeyecektir.

Kapitülasyonlar ve Düyunu Umumiye varlığı sebebiyetiyle kabotaj ve ilgili meslekleri icra etme yetkisini yabancılara devreden Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşı’ndan önce 130.000 tona varan bir deniz ticaret filosuna sahip iken savaş sonunda 63 geminin batması sonucunda tonaj büyüklüğü 35.000 tona düşen filosunu zırhlıda imzalanan bu antlaşma ile limanlarda çürümeye terk etmişti.  Boğazların, askerî ve ticari deniz gücünün ve hatta kullanılacak yakıtın teslim edilmesi, denizci personelin dağıtılması, zaten yok sınırında olan denizciliği tamamıyla bitirmişti.

İmzalanan bu ağır ateşkesi takip eden ihlaller neticesiyle tam anlamıyla barış sağlanamamıştı. İngiltere’nin de yardımıyla Yunanistan Anadolu’nun batısını işgal etmiş, bu durum Millî Mücadele’nin ateşleyicisi olmuştu. Bu ateşin harıyla Anadolu’nun batısını işgal ile yetinmeyen Müttefikler, İstanbul’u işgal ederek 19 Ağustos 1920 günü Sevr Antlaşmasını imzalamıştı.

Madde 37 ve 38’e göre: Boğazlarda seyrüsefer gerek barış gerek savaş halinde, milliyet farkı gözetmeksizin bütün ticaret ve harp gemilerine, askeri ve ticari uçaklara açık olacaktı. Boğazlar ablukaya alınmayacak, Milletler Cemiyeti Konseyi’nin kararlarının icrası haricinde Boğazlarda harp hali hakkı kullanılmayacak ve düşmanca hiçbir harekete başvurulmayacaktı. Çanakkale Boğazı’nın Avrupa kıyısı Yunanistan’a verilecekti. Boğazlarda seyrüsefer serbestisi prensibi, mahalli otoriteden tamamıyla müstakil olarak geniş yetkiler kullanan, kendine has bir bayrağa, bütçeye ve teşkilatlara sahip bulunan bir uluslararası komisyonun garantisi altına konmuştu. Seyrüsefer serbestisi prensibi boğazların askerleştirileceğini belirten özel bir maddeyle sağlanmıştı.

Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk ile başlayan Millî Mücadele’nin haklı davasını kazanıp Sevr’in uygulanamayacağını göstermesi üzerine 20 Kasım 1922’de başlayan Lozan Görüşmeleri; 2,5 aylık bir sürecin ardından özellikle sınırlar ve ticari haklar konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle 4 Şubat 1923’te kesintiye uğramıştır. Bu sırada, yeni kurulacak devletin ekonomi politikasına yön vermek, aynı zamanda Lozan görüşmelerine hazırlık amacıyla İktisat Vekâleti tarafından 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir İktisat Kongresi düzenlenmişti. Kongre açılış konuşmasında Atatürk “İktisadi zaferlerle sonuçlandırılamayan askerî zaferlerin kalıcı olamayacağını” belirtmiştir. Kongre’de kabotaj hakkı istiklalinin kazanılması kararı, birçok önemli madde ile birlikte kabul edilmiştir. Lozan görüşmelerinin ikinci evresi 23 Nisan 1923’te başlamıştır.

Yabancı devletler Lozan’da, Türk deniz filosunun niteliksel ve niceliksel olarak yetersizliği, hizmetlerin uluslararası standartlarda olmaması, devletin düzenleme ve kanunlarının azlığı gibi şartları öne sürerek kabotaj hakkının kullanılamayacağını ileri sürmüştür. Bilhassa Osmanlı Devleti’yle yapılan antlaşmaların geçerliliğini, ülkedeki yüksek miktardaki ekonomik yatırımlarını   ve sözleşmelerinin süreleri bitinceye kadar denizcilik faaliyetlerini sürdürmeleri gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Ancak yabancı devletlerin tüm bu girişimleri sonuçsuz kalmıştır.

 Lozan Antlaşması’nın fasıl ikinci bölüm, dokuz, on ve on birinci maddeleriyle tüm devletler Türkiye’nin Kabotaj Hakkı’nı kabul etmişlerdir. Barış antlaşmasından ayrı olarak imzalanan Ticaret Sözleşmesi ile kabotaj uygulamasına bir geçiş süreci benimsenmiştir. Buna göre Türkiye aynı konuda kendisine de karşılıklı işlemde bulunmak şartıyla 2 yıllık bir süre için yabancı devletlerin gemilerine izin vermiştir.

 “Kabotajın bu yıl içinde, sadece ve tamamen Türk bayrağına dönüşü fiilen gerçekleşmiştir. Bu olayı övünerek anmak isterim. Bu olay, yüzyıllarca süren engellere karşı ancak millî yönetimin elde edebildiği başarılardandır.”

                                                                                    Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK

19 Nisan 1926’da kabul edilip 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren “Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Kara Suları Dâhilinde İcrayı San’at ve Ticaret Hakkında Kanun” ile Türk liman ve iskeleleri arasında yük ve yolcu taşımacılığı münhasıran Türk bayrağı taşıyan gemilere verilmiş; ayrıca karasularımız dâhilinde balıkçılık ve diğer tür avcılık, kum ve çakıl çıkartma, batık çıkartma, dalgıçlık hizmetleri, arayıcılık, kurtarma, kılavuzluk, deniz balıkçılığı, deniz bakkallığı, limancılık ve liman işçiliği, gemilerde gemi adamı olarak görev alınması gibi faaliyetler yabancılara yasaklanmıştır. Kaptanlık, çarkçılık, kâtiplik, tayfalık, amelelik gibi hizmetlerin yapılması Türk vatandaşlarına bırakılmıştır.

Vatanını canıyla kanıyla savunup iç ve dış düşmanlarından kurtaran Türk milleti, yabancılardaki ayrıcalıklarını geri alıp bayrağını Mavi Vatan’da özgürce dalgalandırabildiği gemilerle öncesinde yabancıların tekelinde olan kabotaj hakkını kullanabilmeye başlamıştır.

Düşmanın dört, denizlerin ise üç taraftan çevrelediği Türk yurdunda deniz ticaret filomuz, kapitülasyonlarla Türk limanları arasında her türlü yolcu ve yük taşıma ve başka imtiyazlara da sahip bulunan yabancı bayraklı gemilerin rekabetinden korunmuştur.

Düşmanın dört, denizlerin ise üç taraftan çevrelediği Türk yurdunda deniz ticaret filomuz, kapitülasyonlarla Türk limanları arasında her türlü yolcu ve yük taşıma ve başka imtiyazlara da sahip bulunan yabancı bayraklı gemilerin rekabetinden korunmuştur.

1935 yılından bu yana Kabotaj Kanunu’nun yürürlüğe girdiği gün olan 1 Temmuz Kabotaj Bayramı olarak kutlanılmaktadır. 2007 yılı itibarıyla “1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı” olarak kutladığımız şanlı zaferimizin 96.sını kutlamaktan Savunma Sanayi Teknolojileri Topluluğu olarak kıvanç duyuyoruz. Kutlu olsun!

KAYNAKÇA:

https://antlasmalar.com/mondros-ateskes-antlasmasi/

https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/56374/10302.pdf?sequence=1

https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.815.pdf

http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/38171.pdf

Ahmet FİDAN (2014), Dünden Bu Güne Kabotaj ve Türk Denizciliğindeki Yeni İvmeler, Cilt 7, Sayı 2 (…) 28.06.2022 tarihinde dergipark.org.tr sitesinden erişilmiştir.