İLK VE SON MİLLİ MARŞ

 İLK VE SON MİLLİ MARŞ

Korkma!

Yüzyıllarca payitahttan uzak düşmüş, hastalıklarla, kıtlıklarla, savaşlarla bağrı yanmış bir Anadolu. Varlığı suç bulunmuş, hakkında kendi kanlarıyla yazılmış planları okuyamayan, cahil bir Anadolu. Halk kundaktaki bebeğinden çocuğuna, gencinden yaşlısına kırılmış. İstanbul ve İzmir işgal edilmiş, Anadolu parsel parsel paylaşılmış. Güneş, ışığını yeryüzünden esirgemiş. Umutlar zihinleri terk ederken yerini korku edinmiş.

Sokaklar çocukların şen sesleri yerine işgalcilerin ayak sesleri ile dolmaya başlarken “Bir şey yapmalı!” diyerek binbir zorlukla Anadolu’ya geçen aydınlar, halkın göğsünde sönmeye yüz tutmuş külü harlamış; unutturulan benliklerini hatırlatmak ve parsel parsel paylaşılmış vatan toprağını kurtarmak üzere icraata başlamış.

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” 

İstanbul’dan Anadolu’ya yönelen aydınlar ise fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş bir millet ile karşılaşmış. Anadolu acı dolu analarla dolmuş, gözü yaşlı genç kızlarla; toprak ise istiklal uğruna canını feda etmiş delikanlılarla. Mücadele kimi zaman Haydarpaşa’dan tabutlarla kaçırılan silahlar olmuş, kimi zaman ise açlık ve susuzluk; kimi zaman ekmeklerin içine gizlenen silahlar, kimi zaman ise cepheye kağnılarla cephane taşıyan kadınlar. Kimsesiz kalan çocukların ninnisi top ve tüfek sesleri olurken geceyi gündüze çeviren hadise gerçekleşmiş: Yüzyıllardır içindeki ateşi harlayacak bir marşı bulunmayan Türk milleti, yarı ölü ruhunu canlandıran İstiklal Marşı ile istiklal yolunda ilk adımını atmış. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları öncülüğünde başlatılan harekât sonucunda, İsmet Paşa komutasında düzenli ordu ilk zaferini kazanmış peşi sıra kazandığı zaferi yenisiyle kesinleştirmiş.

“Batı Cephesi Komutanı ve Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa’ya,

Bütün dünya tarihinde, sizin İnönü Meydan Muharebelerinde üzerinize yüklendiğiniz görev kadar ağır bir görev yüklenmiş komutanlar pek azdır. Milletimizin istiklal ve varlığı, dahice idareniz altında görevlerini şerefle yapan komuta ve silâh arkadaşlarınızın kalbine ve vatanseverliğine büyük bir güvenle dayanıyordu.

Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz. İstilâ altındaki talihsiz topraklarımızla birlikte bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istilâ hırsı, azminizin ve vatanseverliğinizin yalçın kayalarına başını çarparak paramparça oldu.

Adınızı tarihin şeref abidelerine yazan ve bütün millete size karşı sonsuz bir minnet ve şükran duygusu uyandıran büyük gazâ ve zaferinizi tebrik ederken üstünde durduğunuz tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş parıltılarıyla dolu bir geleceğin ufkuna da baktığını ve hâkim olduğunu söylemek isterim.

Büyük Millet Meclisi Başkanı

Mustafa Kemal”

“Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları enginlere sığmam, taşarım.” 

Fakru zaruret içinde kalmış bir milletin ruhunu yükseltmek üzere bir güfte yarışması tertip etmek lazım gelmiş, millet direnişini tertipli hale getirmeye başladığında. Maarif Vekaleti bu görevi üstlenip yarışmayı düzenlese dahi sonuçlar tatmin edici olmamış. Yarışmaya katılan onca büyük ismin -Kazım Karabekir, Hüseyin Suat Yalçın, İsak Ferrara, Muhittin Bara Pars ve nicesi- ve 723 şiirin hiçbiri hürriyeti için savaşan bir milletin milli marşı olma niteliğinde değilmiş. 5 Şubat 1921 gününde durumu tahlil eden Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey’in aklına ise bu marşı yazabilecek tek bir şair gelmekteymiş: Çanakkale şehitlerinin ve Safahat’ın şairi Mehmet Akif Bey. Fakat bilmekteymiş ki ödül olarak 500 lira konulan bu yarışmaya Mehmet Akif ısmarlama şiir yazmamak üzere katılmıyormuş. Milletin marşı ısmarlama olamaz! Bunun üzerine Maarif Vekaletinden Mehmet Akif’e teklif götürmek üzere izin alan Hamdullah Suphi Bey, yarışmanın bitimine iki gün kala o kararlı adımı atarak tarih sahnesinde önemli olaylara manevi kuvvet olacak şiirin yazılması konusunda Mehmet Akif’i ödülü hayır kurumuna bağışlayabileceği önerisiyle ikna etmiş.

Kendisine tahsis edilen Tacettin Dergahında bir süredir zihninde dönüp duran hissiyatı kelimelere vurarak gazete kağıtlarına, peçetelere ve nihayetinde kağıtların tükenmesiyle duvarlara döken Mehmet Akif, yazdığı şiirin kendini aşarak bütün milleti bulacağını bilemeden iki gün boyunca tüm odağını yazdığı şiire vermiş. Kimi zaman gece yarısı uykusundan uyanarak yazılan “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım: Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim: bendimi çiğner, aşarım: Yırtarım dağlan, enginlere sığmam taşarım.” satırları kimi zamansa meclis tartışmaları arasında “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak. O benimdir, o benim milletimindir ancak.” satırları dökülmüş.  İki günün sonunda istiklal komisyonuna teslim edilen şiir, ilk olarak askerler arasında okunmaya başlanmış ardından ise 17 Şubat 1921 tarihinde Sebilürreşad gazetesi, Hakimiyet-i Milliye ve Konya’da Öğüt gazetesinde yayınlanmış.

  12 Mart 1921 günü Dr. Adnan Adıvar’ın başkanlık yaptığı oturumda ilk elemeyi geçen 7 şiir tartışmaya açılmış. İlk olarak Hamdullah Suphi Bey’in okuduğu Mehmet Akif’in “Kahraman Ordumuza” şiirinin ardından başkası okunmaya lazım görülmezken ayakta alkışlanan “Kahraman Ordumuza” şiiri, büyük çoğunlukla milli marş olarak kabul edilmiş. Tekrar okunması teklif edinilen marş ayakta dinlenirken dinleyicilerin kalbinde zafer çiçekleri açmaya başlamış. 

“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:     

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!”

Sona geldiğimizi düşünürüz. Çabalamaktan, mücadele etmekten yorulmuş; olası senaryolardan korkmuşuzdur. Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; sönmeden yurdumun üstünde tutan en son ocak. Yaşadığımız şeyler neticesinde dünyanın en bahtsız insanı gibi hissedebilir, yerimizde donup kalabiliriz. Ufuk görülmez olabilir; yapılan tüm planlar, yürünmek istenen tüm yollar bozulabilir. Unutma! Yaşadığın müddetçe mücadele etmek için bir sebep, gereken gücü ise damarlarında akan asil kanda bulabilirsin.

101 yıl önce, şanlı milletimizin zihinlerindeki karanlık düşünceleri güçlü kalemiyle susturan Vatan Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u saygıyla anıyor, 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü’nü kutluyoruz. İstiklal yolunda canını feda eden tüm kahraman şehitlerimizi minnetle anıyoruz.

Yazar: Özlem BAKAR